Libreplan LDAP auth problem

In the LDAP Configuration screen the “Base” setting does not like the parameters to be in quotes.  If you have your base such as   ou=”people”,dc=”company”,dc=”com”, change it to ou=people,dc=company,dc=com . (This might very well be a problem with OpenLDAP or the way Libreplan is HTML encoding and passing the values to OpenLDAP. The UserDN does not suffer from the same problem.

postmap (Postfix) LDAP query syntax

If you have postfix set up to use LDAP to query for email addresses or groups, you can test to see if the query returns what you expect. To do this, use the familiar ‘postmap’ tool in query (-q) mode.

For example, if you have a mailing list in postfix (maillist1@examplecom) whose members are populated from an LDAP query defined in ldap-groups.cf, you can check which emails are in the list, as follows.

postmap -q maillist1@example.com ldap:/etc/postfix/ldap-groups.cf

Anarşi Nedir – Butler Shaffer

Anarşi nedir?
(İngilizce aslına sadık kalarak çevrilmiştir)
Butler Shaffer

Gerek kendimin gerekse diğer kişilerin felsefi görüşlerini tarif ederken “etiketlerin” kullanılması konusunda karmaşı duygular içindeyim. Bunu yapmaktan kaçınmak zor çünkü dünyayı anlamak ve onun hakkında iletişim kurmak için gösterdiğimiz çaba ister istemez kelimelerin kullanılmasını gerektiriyor ve kelimeler Alfred Korzybski’nin bizi uyardığı gibi, tarif etmeye çalıştıkları şeye asla eşit olmayan soyutlamalardır. Korzybski’nin sıkça tekrarlanan “Harita, arazi değildir” ifadesinden çıkarılması gereken ders, konu siyasi felsefe gibi soyut kavramlar olduğu zaman kafa karıştırma potansiyelinin misliyle artacağı yolundadır.

Çoğu kişinin sersemlemesine sebep olduğu görülen bir felsefi soyutlama da “anarşi”. Karmaşık konularda zorlananlara – bütün politik fikirlerin “liberal” ve “konservatif” sınıfları ile sınırlı olduğuna ikna olmuş radyo konuşma programı sunucuları ve Kablo TV “haber spikerleri” gibi – anarşi kelimesi belirsiz güçlere karşı odaklanmamış bir korku duygusu uyandırır. Bomba fırlatan serserilerin başkalarının mallarını kırıp dökme ve yakma görüntülerini düzenli olarak yoktan var eden politikacılar ve basın bu yöntemle insanları korku yoluyla polis otoritesinin kendi hayatları üzerine çökmesini kabule zorlamaktadır. “Düzensizlik” ve “kanunsuz kargaşa” bu kelimenin sık rastlanan tanımlarıdır.

Geçmişte kendinlerine “anarşist” diyen bazı kişilerin kendi politik emellerine hizmet etmek için şiddete girişmiş oldukları yadsınamaz. Bunun yanında politik protestolara karşı uygulanan sert misillemeleri haklı göstermek için “anarşist” görüntüsündeki gizli polislerin sık sık uyguladığı provakasyonları da gözardı edemeyiz. Fakat bir politik bakış açısını az sayıda kişi onun anlamını kendi sığ menfaatleri için bozuyor diye mahkum etmek, “Tanrı böyle yapmamı söyledi” diyerek ailesini katleden bir adamdan dolayı Hristiyanlığı mahkum etmek kadar kabul edilemez bir davranıştır.

Bir başkan Irak halkına karşı yürüttüğü savaşı “özgürlük operasyonu” diye mantıklı kılmaya çalıştıkça; Stratejik Hava Kumanda (Stratejik Air Command) “barış bizim işimiz” diye direttikçe; ve polis departmanları “hizmet etmek ve korumak” için var olduklarını reklam ettikçe, düşünen beyinler kelimelerin yüzeyselliğinin ve yarattığı imajın ötesine bakmaya ve onların daha derin anlamlarını keşfetmeye hazırlıklı olmalıdır. İşte “anarşi” kelimesinde de durum böyledir.

Robert LeFevre kelimenin popüler olan anlamını aşmaya yönelik bir teşebbüsü “Anarşist, senin inandığın devletten daha az (küçük) devlete inanan her kişidir” diyerek yapmıştı. Fakat kelimenin Yunanca “hükümdarsız” anlamına gelen aslından (anarkhos) bu kavramın daha da iyi anlaşılmasına yarayacak bilgiye ulaşılabilir. Politik güç yapısı üyelerinin (yani “hükümdarlarınız”) göz önünde bulundurmanızı istemediği tanım budur. Eğer polis güçlerini veya bütçeleri artırma çabaları ise yaramazsa hayatınıza terör ve yıkım getirmek için hazır bekleyen saklı canavar ve gulyabanilerden korkmanız çok daha iyidir.

Dünyamızda katiller, adam kaçıranlar, tecavüzcüler, kundakçılar yok mu? Elbette var, ve her zaman da olacaklar; ve bunların hepsi devlet için de çalışmıyorlar. Hayret vericidir ki, bizi bu tarz tehditlerden “korusun” diye devlete bahşedilen onca güç ve paraya rağmen, bu tehditler devletin boyutunun büyümesine paralel bir düzenlilikle gerçekleşmeye devam ediyor görünüyorlar. Şu anki “deli dana hastalığı” korkusu bile, devletçiler tarafından, daha fazla devlet düzenlemesi için bir sebep olarak kullanılırken federal hükümetin zaten uzun yıllardır et üretimini yönetmelikleriyle yakından denetlediği güzelce göz ardı edilmektedir.

Devletin savunucularının, daha çok politik güce erişmek için gösterdikleri gerekçenin ta kendisi olan, devletin insanlık üzerine yağdırdığı ölüm ve yıkımın tarihçesini de göz ardı tedemeyiz. Anarşiyi kınayanlar bir miktar sayısal tahlil yapmalıdırlar. Yalnızca yirminci yüzyılda, devletler – savaşlar, soykırımlar ve diğer ölümcül uygulamalarla – 200 milyon erkek, kadın ve çocuğu öldürmeyi başarmışlardır. Bu dönem zarfında kaç kişi anarşistler tarafından öldürülmüştür? Anarşistler değil, devlet, insanlık tarihinin öldürücü “bomba fırlatıcıları” olmuştur.

Kelimenin kullanılagelişindeki samimiyetsizlikten dolayı, kendi kullanımımda elimden geldiğince titiz olmaya gayret gösteriyorum. Ben “anarşi” kelimesini bir isim olarak değil bir fiil olarak kullanıyorum. Tasavvur ettiğim şey bir ütopik toplum, özgür kadın ve erkeklerin sığınabilecekleri bir “Galt’s Gluch”* değil. (* Çevirenin Notu: Galt’s Gulch, Ayn Rand’ın Atlas Silkindi kitabındaki ütopik şehir). Ben anarşiyi insanların birbirleriyle ilişkilerinde barışçıl ve işbirlikçi oldukları, birbirlerinin canları ve mallarının dokunulmazlığına saygılı oldukları, ve zorlama ve kamulaştırma yerine gönüllü alışverişlerle yürüyen bir toplum olarak düşünmeyi yeğlerim.

Bana sık sık dünyamızda hiç anarşi yaşandı mı diye soruyorlar. Günlük davranışlarımızın neredeyse tamamı anarşik bir kendini ifade etme şeklidir. Komşularınızla, iş arkadaşlarınızla, alışveriş merkezleri ve bakkalardaki diğer müşterilerle nasıl haşır neşir olduğunuz çoğu zaman farkında olmadığınız müzakereler ve işbirliği ile belirlenir. Kanun ve kararnamelerle alakası olmayan bir şekilde, sosyal baskılar kalabalık bir otoyolda veya marketlerdeki kasa sıralarında davranış biçimimizi etkiler. Eğer iş arkadaşlarımıza devletin bize karşı uygulamakta ısrar ettiği zorlayıcı ve tehditkar tavırla yaklaşıyor olsaydık, iş akdimiz anında sonlandırılırdı. Eğer arkadaşlarımızın hayatlarını bizim onlar için belirlediğimiz davranış standartlarına göre yaşamalarını talep etseydik kısa sürede arkadaşsız kalırdık.

Bizim evimize ziyarete gelmiş olsanız, vergilendirilmezsiniz, üzeriniz aranmaz, bir pasaport veya ehliyet (*Amerika’da “Nüfus Cüzdanı” yoktur) göstemeniz gerekmez, size ceza yazılmaz, hapsedilmezsiniz, tehdide maruz kalmazsınız, elleriniz kelepçelenmez ve gitmekten alıkoyulmazsınız. Tahmin ediyorum ki sizin de arkadaşlarınızla aranızdaki ilişki aynı karşılıklı saygı üzerine kurulmuştur. Kısaca, arkadaşımız olsun yabancı olsun bütün ilişkilerimiz barışçıl, gönüllü ve zorlamadan uzak temellere dayanmaktadır.

Anarşinin düzenli doğası hakkında çok ilgin bir çalışma John Phillip Reid’in “Law for the Elephant” (Fil için Kanun) kitabında bulunur. Reid, St. Joseph, Missouri’den Oregon ve California’ya giden uzun tren yolculuğunda yolcuların tuttukları günlükler ve yazdıkları bir çok mektubu incelemiş. Reid, “Kanun ve düzen” ile eşleştirmeye alıştırıldığımız müesseselerin (polis, hapishane, hakimler vs) olmadığı sınır keşif günlerinde insanların birbirlerine bu ortamda nasıl davrandıkları konusu ile ilgileniyordu. Bu çalışma sonucu gördü ki çoğu kişi mal ve sözleşme haklarına riayet edip, anlaşmazlıklarını da barışçıl bir şekilde çözmüşler. Bütün bunlar, bir kararı zorla uygulatmak için çağırılabilecek bir “otorite” bulunmadığı halde gerçekleşmiş. Hatta bu yaklaşım Kızılderili’lerin mal hakkı iddialarına saygı gösterecek kadar ileri gitmiş. Bireylerin beraberlerinde getirdikleri değerler ve dürüstlük trenleri huzurlu birer cemiyet olarak tutmaya yeterli olmuş.

California otoyollarında araba kullanmakla geçirdiğim bir sürü yılda, birbirine tamamen yabancı olan araç sahiplerinin arasında resmi olmayan bir düzen gözlemledim. Bir sürücü şerit değiştirmek istediğinde yaygın – fakat evrensel olmayan – bir hoşgörü gösterilip, işbirliği yapmayan sürüler de olmasına rağmen, bu etkileşimden doğal bir düzen çıkar. Bu işbirlikçi düzenin temel bir nedeni, bir sürüş hatasının ciddi bir yaralanma veya ölüme yol açabilecek olmasıdır. Maliyetleri başkalarına kaydıran politik karar verme yönteminden farklı olarak, olası bir kazanın sonuçları hemen o an ve aktörlerin bizzat kendileri tarafından hissedilecektir.

Otoyolda araç sürmenin devlet tarafından denetim altında olduğunu ve sürüş alışkanlıklarının anarşist davranışa yorulamayacağını söyleyenler olacaktır. Aynı yorum her davranış için de yapılabilir; yani devletin kanunları bizim her ortamda davranış şeklimizi belirler denebilir. Fakat bu etkin olan sebep sonuç ilişkilerini yanlış yorumlamaktır. Devletin bizim her an sergilediğimiz davranışları denetleme çabası, eylemlerimizi etkilemeye yeterli değildir. Biz markette alışveriş yapan diğer kişilere hiç bir kanunla alakalı olmayan sebeplerden dolayı nazik davranırız. Diğer insanlarla etkileşimlerimizin barışçıl ve saygılı olması dışarıdaki bir güçten değil, kendimizden gelir. İşte tam bu sebepten dolayı, bir toplum bu kişisel etkilerin yozlaşmasından dolayı yerle bir olabilir; ve ne bir fırtına gibi çıkarılan yasal düzenlemeler ne de polis güçlerinin dört kat artırılması bu yıkıma giden süreci durdurmaya yeter. Şimdi “Humpty-Dumpty”* ninnisinin sosyal anlamını anlıyor musunuz? (*Çevirenin notu: Humpty-Dumpty bir duvarda oturuyordu/ Humpty-Dumpty şiddetle yere düştü / Kralın bütün atları ve Kralın bütün adamları / Humpty-Dumpty i yeniden birleştirmeyi beceremedi )

Karmaşa veya kaos kavramları konusundaki çalışmalar, bize dünyamızda düzen kalıplarının saklı bir şekilde var olduğunu fakat bu saklı kalıpların doğal etkileşimlerde ortaya çıkarak bir düzen oluşturduğunu gösteriyor. Bizse bu düzeni sanki bizim için otoriteler yaratmış gibi davranıyoruz. Hayatımızı en iyi niyetli diktatörün bile başaramayacağı şekilde, bilinçli bir yönlendirme olmadan, daha üretici ve barışçıl hale getirmek için etkileşip duran görünmeyen güçler konusunda keşfedilecek daha çok şey var. Devlet tarihlerinin ve planlamalarının yıkıcı etkilerinin ortaya çıkardığı gibi, emirle düzen oluşturma çabası çogu zaman düzensizlik üretir. Bu hadisenin açıklaması karmaşanın (complexity) dinamik doğasında bulunur. Terry Pratchett’in söylediği gibi: “Nerede düzen aranıyorsa en çok orada kaosla kaşılaşılır. Kaos her zaman düzeni yener çünkü daha iyi düzenlenmiştir.”

Anarşi hayatın bireysel doğasını yansıtan sosyal davranışın bir ifade şeklidir. Her canlının refahının sağlanmasına izin verecek şartlar yalnızca bütün canlıların kendilerini içinde buldukları benzersiz koşullar içinde özgürce kendilerine özgü menfaatlerini kovalamaları ile mümkündür. Anarşi kendisini oluşturan bireylerin ortak faydalarına hizmet eden işbirlikçi ve merkezi olmayan sistemler farzeder. Bunu yaparken de hiç bir zaman bu sistemlerin kendileri, o sistemlerin varoluş nedeni haline gelmez. İşte tek başına bu düşünce tarzı ve ondan doğan uygulamalar, toplumda var olan tüm barış ve düzenden sorumludur.

Aksine politik düşünce tarzı, sistemlerin (örn: devlet) üstünlüğünü varsayar ve bireyleri kendi amaçlarına ulaşmada kullanılacak kaynaklar statüsüne indirger. Bu tür sistemlerin temelinde ölümcül savaşlar, ekonomik zorunlu taşınmalar, soykırımlar, ve politik tarihin özünü oluşturan polis-devleti zulümleri üreten kitlesel düşünceli şartlandırma ve davranışlar vardır.

Şu anda tüm erkek ve kadınların kendi ruhlarını yeniden keşfetmek ve yeniden ateşlemekten daha fazla ihtiyaç duydukları birşey yoktur. Bu tür amaçlara ulaşmayı başarmak, insanların yaşam ve mallarını kontrol altında tutmak isteyen insanlıktan uzaklaştırıcı ve ruhsuzlaştırıcı devlet sistemleri içinde mümkün değildir. Anarşist düşüncenin temelini oluşturan duygular içinde, erkek ve kadınların çok uzun zaman önce mermer koridorlar ve kalelerde terkettikleri bireysel varoluş duygusunu ve kendi yolunu çizebilme hissini bulmaları mümkün olabilir.

13 Ocak, 2004

(Butler Shaffer Southwestern Universitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesidir.)

Copyright © 2004 LewRockwell.com

Lexmark Wireless Printer (Prospect Pro205 and similar) Setup Tips

There’s a driver for this series of printer on Lexmark’s web site. The software provides both the print drivers and printer and wireless set up utilities as well as a management interface to see ink status and perform some operations (Those operations can be performed using the menu on the printer as well).

The installation is pretty straight-forward. However there are some issues:

  • On Ubuntu, System/Administration/Lexmark Printer Toolbox brings up the management interface. However, the ink levels are not seen. This is because the administration interface is not running as root, however the original setup is done as root. Before we figure out which script/app needs to have its permissions fixed or which group your username should be in, the quick and dirty way to see the ink levels is to manually run the printer utility as root.

    sudo /bin/bash /usr/lexinkjet/lxk09/bin/.scripts/lexijtools

  • Wireless setup will fail because the printer will not detect any wireless networks. You cannot manually connect to one (like you would when the ESSID is not broadcast) either. Here’s the issue. There’s a utility wsulist which takes the usb device name as a parameter. On my system it was using /dev/usb/lp which does not exist. The correct device is /dev/usb/lp0. Also, this utility wants to run as root so you have to start the main utility like in the above issue too. (Do not manually run wsulist. While it won’t hurt, it won’t help either. The utility has to run it and use it to provide you a list of available networks).

    Create a symbolic link to the actual device and start the utility:

    sudo ln -s /dev/usb/lp0 /dev/usb/lp
    sudo /bin/bash /usr/lexinkjet/lxk09/bin/.scripts/lexijtools

    The wireless setup icon is at the top right corner. You can’t miss it. It should show you a list of wireless networks and let you set one up. Follow the rest of the prompts. There are actually some pretty neat things going on there. One of them is adding a separate print queue for the WIFI (separate from the same printer being connected via USB) which it then adds as another available option in the printer utility dropdown.

  • Scanner only works as ‘root’. Edit /lib/udev/rules.d/50-udev-default.rules and find the line that reads SUBSYSTEM=="usb", ENV{DEVTYPE}=="usb_device", MODE="0664". Change 0664 to 0666. Remove usb cable and reconnect it. It should now work. (Please note that this setting effectively allows EVERYBODY access to ALL USB DEVICES. I actually see nothing wrong with that at my home computer, so I will keep this workaround until I find a proper fix. This used to be handled by the ‘scanner’ group but that was apparently removed in karmic with nothing in its stead.)

Hint: If you select the name of the wireless printer queue in the Lexmark Printer Toolbox, the ink levels are shown there as upposed to the USB queue which requires root access.

Hint: At the end of the setup the network connections will be printed. Find the Address: line. You can put this on your browser and connect to your network print server. Please tell me if you find ‘print queue’ status information there.

PS: The installation utility actually asks for the ‘root’ password when it needs it. But a default Ubuntu install does not have a password set for ‘root’. So I opted to run the app with ‘sudo’. This might have caused some of the issues but I can’t think how.

Lexmark Printer and Cartridge (!!!) license agreement

[ .. snip ..]
PRINTER LICENSE AGREEMENT
I agree that this patented printer is licensed for, and designed to work with only
genuine Lexmark ink cartridges for the life of the patented printer. I agree to:
(1) use only genuine Lexmark ink cartridges with this printer (except I may use
replacement cartridges made by Lexmark but sold without single use terms as described
in the below cartridge license agreement), and (2) pass this license/agreement to
any subsequent user of this printer.

CARTRIDGE LICENSE AGREEMENT*
I agree that the patented print cartridge(s) shipped with this printing device are
sold subject to the following license/agreement: The patented print cartridge(s)
contained inside is/are licensed for a single use only and is/are designed to stop
working after delivering a fixed amount of ink. A variable amount of ink will remain
in the cartridge when replacement is required. After this single use, the license
to use the print cartridge terminates, and the used cartridge must be returned only
to Lexmark for remanufacturing, refilling or recycling.
If I buy another cartridge
in the future that is sold subject to the above terms, I accept such terms as to
that cartridge. If you do not accept the terms of this single use license/agreement;
return this product in its original packaging to your point of purchase.
A replacement cartridge sold without these terms is available at www.lexmark.com.
[ .. snip .. ]
emphasis added

quick update Launchpad .po revision date (PO-Revision-Date)

Quickly mass update the PO-Revision-Date header in gettext archives (.po files).

sed 's/PO-Revision-Date:.*/PO-Revision-Date: 2010-02-14 10:09+0000\\n"/g' filename.po

This finds all occurrences (there should only be one) of PO-Revision-Date will sets the date to 2010-02-14 and 10:09 am.

From there one can employ find/xargs etc to repeat the same thing for a great number of files.

-i causes an inline edit (edits the same file in place without a backup). Without the -i flag output it sent to STDOUT from where you can redirect to another file

Thomson ST780WL Bridge mode w/ Custom Gateway

When you set up the ST780WL in bridge mode it uses its own IP (192.168.1.254) as the default gateway. If your real network gateway is at some other IP (192.168.1.1) then the ST780WL will not have internet connectivity.

I could not find a way to set the default gateway for the main interface on this device using the web interface, so I used the console. [How to access the console (telnet 192.168.1.254) is described in detail elsewhere on the web.]

Once logged in type

:ip rtadd dst=0.0.0.0 gateway=192.168.1.1

where 192.168.1.1 is our default gateway.

To test type

:ip rtlist

This should show

0.0.0.0/0 192.168.1.1 LocalNetwork 0 [UP]

at the bottom.

Ping an Internet host to test. (I think this can be done on the web interface too).

:ip ping proto=ip 8.8.8.8

8.8.8.8 is one of google’s new public DNS servers. The other is 8.8.4.4. It’s easy to remember and likely to be up. You can’t use a domain name because the ping command expects an IP. Also you don’t know if DNS is working at this point anyway.

If that works type

saveall

to save your configuration and type

reboot and later repeat the rtlist command above to make sure the configuration sticks.

Mozilla Thunderbird – Send Message in the background

When you compose an email with Thunderbird (all versions) and hit SEND, the compose window will remain open until the email is sent. This is annoying, especially when you’re sending big attachments.

I wanted the compose window to disappear as soon as possible since Thunderbird will warn me if there is an error anyway.

So Click Edit/Preferences/Advanced and select the General tab. Click the Config Editor button and accept the warning (which should really be removed, it is worthless). In the Filter box enter ‘sendinback’ which will filter the list so that only

mailnews.sendInBackground will be visible. Double click it so the boolean Value becomes ‘true’.

Restart thunderbird. Now when you click send after composing an email, the Compose Window will disappear as soon as possible (still not as soon as I’d like).

For google:
How to disable the compose window. How to hide the compose window. How to make the compose window disappear. Thunderbird. Shredder.

Cheers.

Alfresco on Ubuntu – CIFS (File Server) does not start. [Solution]

On Ubuntu (and possibly Debian), tomcat runs as the tomcat user which does not have privileges to start daemons on low ports. For this reason, the Alfresco CIFS server will silently fail when it attempts to bind to port ‘139’.

The solution is to edit, file-server.xml and uncomment the following section:

This will cause CIFS to mount to TCP port 1139 instead of 139.

To make things transparent to clients trying to connect, we have to forward all requests to port 139 to port 1139 seamlessly which we can accomplish using iptables.

I am using shorewall to manage my iptables rules, so I edit shorewall’s ‘rules’ file and enter the following:

# samba/cifs
REDIRECT                loc     1139     tcp    139
SMB/ACCEPT              loc     $FW

Restart alfresco and shorewall and try to connect to the share as you would normally do. Enjoy!